ğretmenin sitesi
  İnat...
 

1997 ‘nin eylülüydü. Devlet bizlere bir hak tanımış mühendisleri öğretmen olarak atamıştı. Bu mesleği annemden biliyordum. Arada bir derslerine girer, çocukları izlerdim. Kendimi annemin yerine koyar, hayallere dalardım. Formasyonda almıştım ama yine de korkuyordum.
 
Babamla çıkmıştık yola… Özel sektörde personel müdürüydüm, atamamın Mardin’e çıktığını duyduğumda belki Çalıkuşu’ndan, belki içimdeki öğretme coşkusundan çok heyecanlanmıştım. İşten ayrılıp kendimi Mardin yollarında bulduğumda bir haftanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım.
Merkez de bir okula tayin edilmiştim. Çocuklarımın hemen hepsi çalışıyordu. Kız öğrenci sayım o kadar azdı ki... Okul çağına gelmiş kızlarımın evde, bağda çalıştırıldıklarını duyuyordum. Aileleri okula yollamıyorlardı. Sümeyyemle de o dönemde tanıştık. Su yeşiliydi gözleri… Hani derler ya içi parlar, zeka fırlar bakışlarından… İşte öyle… Sizi derste dinlerken kendinizi tek kişilik bir gösteride sanırdınız. “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” dediğimde “Okumak, çalışmak istiyorum ama, izin vermeyecekler biliyorum” demişti de inanamamıştım.
5. sınıfa başladığımızın eylülünde bir hafta geçmişti. Sümeyye okula gelmemişti. Öğlen arası evlerine gittim. Sümeyye yoktu. Bahçeye yollamışlardı. Annesi ile konuşmaya başladık. Çok iyi Türkçe bilmemesine rağmen derdini iyi anlatıyordu. Sümeyye’nin zekâsını ve gözlerini annesinden aldığı belliydi. O da kızının okumasını istiyordu. Kendisini de okuldan aldıkları için ukteydi içinde… Ama babasını ikna edemiyorlardı. İşten çıkınca görüşmek üzere yanlarından ayrıldım. Yanına gittiğimde babasını beni bekler buldum. Sümeyye’yi anlattım ona benim gözümden, günlerce bıkmadan, usanmadan… Kapıdan kovsa, bacadan giriyordum. Ta ki okula yollamayı kabul edene kadar. En sonun da zoru başardım.Her gün kızımı evden ben alıyor, çıkışta ben bırakıyordum. Epey zorlu geçen bir yıldan sonra ortaokula yollamayacağı düşüncesi almıştı beni. Ama korktuğum başıma gelmedi. Sümeyye’den duyduğuma göre babası,
“Öğretmen Hanım gene musallat olur rahat komaz beni, iyisi mi peşin peşin yollayım.” demiş.
Meslek hayatımın 4 yılı su gibi akıp geçti. Tayin olduktan sonra aklım hep Sümeyye’ de kaldı. Okuyabilmiş miydi? Hayallerine sahip çıkabilmiş miydi? Ta ki geçen telefonumun çalmasına kadar. Mardin’e tayini çıkan bir arkadaşım arıyordu. Fenalaşmış. Hastanedeymiş. Durumunun iyi olduğunu söyleyip merakımı giderdikten sonra, “Nasıl iyi olmam dünya tatlısı bir hemşirem var, iyileşmeden beni bırakmaya niyeti yok, inatçı mı inatçı…Söylediğine göre öğretmenine çekmiş.” deyip telefonu ona verince Sümeyyemle konuşmaya başladım. Ağlıyordum. Meslek hayatımın en güzel armağanını almıştım. Başarmıştı, başarmıştık…
 
 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
mehtapkilic.tr.gg